Gazetemiz Genel Yayın Müdürü Mahmut Çetin, son zamanlarda çok konuşulan konular hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu.
’’ Hata ettim’’ başlığıyla yazdığı yazıda, olan bitenlere farklı bir yorum getirdi.
Nerede hata etti, nerde yanlış yaptı?
Bir muhasebe sonucu çıkan serzenişlerinden, neler olduğu daha iyi anlaşılıyor!
İşte o yazı;
Hata ettim
Çok büyük bir hata yaptım, yirmi yıla yakın çeşitli pozisyonlarda görev yaptığım yıllarda yaşadığım, duygu ve heyacan dolu onca zaman sonrası sizlerle paylaştıklarımdan dolayı çok büyük bir hata yaptığımı daha iyi anlıyorum!
Dostlarımın tavsiyelerine kulak asıp, boşver mealindeki tavsiyelerini dinleyerek, böyle gelmiş böyle gider diyen atalarımızı yalancı çıkarmak için uğraşmamam gerekirdi.
Aslında hiç bir söylemeden, oturup bir köşede,
-Olmuşsa olmuş, ne yapalım, kaderimiz diyerek, herşeyi sineye çekerek, ağzımı bıçak açmadan ömrümün geri kalanını tamamlamam gerekirdi.
Pek muhterem demirbaş Reklam Müdürü ve çiçeği burnunda TV5 Int yayın kurulu üyesi arkadaşımızın, belki o hesap dışı alınan paralara ihtiyacı vardı diye düşünüp, hayra yormalı, en azından azarlayın diye ısrarcı olmamam gerekirdi.
Hesabımı verdim diyerek, sıfır cent ile devreden gazetenin reklam müdürünün bir kere daha sırtını sıvazlayıp, olur böyle şeyler diyerek, sanki giden benim param mı diyerek, görmezden gelmem gerekirdi.
Teşkilat zarar görmesin diye, bir dernek kurma fikrini hiç seslendirmemek, kurulduktan sonra bu işleri adamakıllı yapalım diye milletin kafasını şişirmemem gerekirdi. Yaptırdığımız mühür nerelerde dolaşırsa dolaşsın, nerelere basılırsa basılsın, aldırmadan rahat olmalı ve mührü köşe bucak kaçıran yönetim kurulu üyelerini küçük düşüren, o mühür vakıasının yaşanmasına sebep olmamam gerekirdi.
Çok uçuk fikirlerle gecesini gündüzüne katarak çalışan arkadaşların, bir tv, bir bilgisayar ve bir modemi şubelere iki misline kakalamasına tepki göstermeden sessizce oturmam, bunun garantisi var diye uyutulmasını seyretmem ve kaliteli denilince hiç sesimi çıkarmamam gerekirdi. Bu işlerin beş on firmadan alınan teklifler değerlendirilerek karar verilmesi gerektiğini aklımın ucundan bile geçirmemem, üçte biri fiyata yapmaya aday bile olmamam gerekirdi.
Almanya’nın Sabah Ülkesi dergisinin redaksiyonu için ayda 2000€ gönderdiğini, bölge emirine haber vermeyip, çalışanlara verilenlerin envanterinin tutulup tutulmadığından şüphe bile etmemem gerekirdi.
Bölge merkezine üyelik için yapılan çalışma esnasında, kimlik kartlarındaki arka fon çalışması için internetten üç bin tanesini ZIP indirme dururken onsekiz saat boyunca uğraşan o cefakar mücahid arkadaşımızın, dokuz centlik iş için dokuz bin Euro'yu bölgeden almasına engel olmamam gerekirdi.
Bu konularda konuşarak, bir yönetim kurulu arkadaşımızın
-Sen konuştukça, ben kendimi geri zekalı hissediyorum demesine izin vermemeli, komplekslere girmesine sebep olmamalıydım.
AkP'yi hazzetmeme numaralarıyla her konuyu oraya endeksleyen o vefalı dostlarımın, tescillileriyle kurulan ekibe dinini bile sormamasına şaşırmamalı, neden böyle yaptınız diye sorduğumda
-Demek ki adam kalmamış! Diyen pek muhterem memurlarımızdan birine bunu itiraf etme durumuna getirmemeliydim.
Almanya Genel Merkez’den kapatma kararı çıkmış, onlarda bunu buradaki emire fısıldamış, bizde hiyerarşi gereği uyalım dedik ama keşke oradan reklam gelmeseydi de, bende görmeseydim, keşke telefon edip onlara sormasaydım!
Parmaklarım kırılsaydı da aramasaydım!
Çok pişmanım çok!
Sana ne elalemin akıl almaz işlerinden, sanki bize giren çıkan mı var! Verenler düşünsün değil mi? Hiyerarşi der önce kendisi bozar, yalan der, önce kendi söyler, müslümanlar der, onları dolandırır, sadaka der kendine alır ! Biz de kendimizi gazeteci zannederek kendimiz sorduk!
Hata bende arkadaşlar, çok özür dilerim!
Bir gazeteci bulup ona sordurmam gerekirdi belki de.
Ama son pişmanlık fayda etmiyor.
Bütün seslendirdiğimiz konuları, önce yönetim kurulu toplantılarında, sonra komisyonlarda, oradan da bir şey çıkmayınca, teftiş kurulunda, yine sonuç alamayınca da Genel Merkez’e götürüp, aylarca beklememem gerekirdi. Bütün yolları denemek, kurallara uyan ve terbiyesini takınmış, beyefendi görüntüsü vermemem gerekirdi.
Hem sonra bize ne oluyor ki! Adam ben verdim, veririm ne yaparsa yapsın derken bize ne oluyorsa.. Ben de verenler arasındayım ama, bizim verdiğimizden ne olur ki?
Bazılarının diş kavuğu bile çok geniş!
En azından istifa etmem mevzu bahis olmaz, güle oynaya otururduk, o eski günleri yadeder, aylıklarını alır geçerlerdi, bakarsın bana bile aylık verirlerdi.
Hangi iş karşılığında mı ?
Bulunur ona göre bir yer, önemli mi?
O kadar senenin hatırı var değil mi?
Ne?
İzin vermez misiniz?
Siz kim oluyorsunuz ki?
Yetki sizde mi sanki?
Değiştiremezsiniz!
O mucize Hadis-i Şerif’i hatırlar mısınız?
‘’Nasılsanız, öyle idare edilirsiniz’’
İlla para gelmesin yetkiyi de biz verdik, vahiy gelmedi ya bunlara !