Gülü Tarife Ne Hacet |
Gülü Tarife Ne Hacet
Avizesi cevza,ışığı dolunaydı gecenin
Bir gül açtı ve yeminler edildi ömrüne
Bir gül açtı taşırdı sevinç ırmaklarını
Bir gül açtı ve dünya ilk kez dünya olduğunu hissetti
Bir gül açtı varlık doğruya ulaştı
Bir gül açtı ve önünden hayırlı oldu sonu beşeriyetin….
Lugatlerde çiçek diye gecen gülü çiçeğin cins adı olarak tarif etmişlerdir.Başka bir deyişle bütün çiçeklerin adıdır gül;ama en gözdesi en değerlisidir.Karanfil de lale de bir güldür ama gül denilince alıyla;akıyla,katmerlisiyle;okkasıyla o kırmızı çiçek canlanır gözümüzde.
Gül ile ilgili bir çok tarif, bir çok beyit ve binlerce şiir söylene gelse de Türk şiirindeki kadar müstesna anlamlar kazanmamıştır. Gül mağrur tabiatı gereği her bahçeye uyum sağlar fakat yüzünün güldüğü has bahçesi Türk klasik şiiridir.Orda bulur asıl bağçevanını ve bülbülün kanından gelen rengini.
Bütün türleriyle ayrı ayrı güzelliklere tercüman olacak şekilde yaratılmış çiçekler arasında ‘’gül’’e gösterilen alaka ve sevgi bambaskadır.Farsça’da çiçek manasına gelen ‘’gul,gol’’kelimelerinden dilimize bu nadide çiçeğin adı inceltilerek ‘’GÜL’’ olarak geçmiştir.
Tarihin ilk devirlerinden bu yana gül,el üstünde tutulmuş ,gerek tezyinat ve ıtriyatta (süsleme ve kozmetik) gerekse edebiyatımızda vaz geçilmez bir unsur olmuştur.
Ünlü tarihçi Heredot’a göre kral Midas Perslere yenildikten sonra ülkesini terk edip Makedonya’ya göç ederken güllerini de beraberinde götürmüş ve Makedonya’da yeni gül bahçeleri kurmuş.Yine Romalılar zamanında imparator Neron’un ziyafetlerinde çok miktarda gül kullanıldığı ve misafirlerin altına gülden yapılmış döşeklerin serildiği rivayet edilir.
Avrupa’da çiçeklerin kraliçesi kabul edilen gül,Osmanlı imparatorluğunda olmazsa olmaz çiçeklerindendir.Fatih zamanında yapılan o zamanki adıyla Yeni Saray şimdiki adıyla Topkapı Sarayı külliyesini kuzey,batı ve doğu yönünden çevreleyen Hasbahçe bölümünde,saray mutfaklarının ihtiyacına karşılamak gayesiyle kırmızı sakız gülü yetiştirilirdi.Bu bölgeye verilen Gülhane imside bu gül bahçelerinden ötürüdür.Osmanlı döneminde Erzurum ve Van gibi Anadolu şehirlerinde gül bahçeleri ünlü idi.İçersindeki gül bahçeleri sebebiyle bugün ki Kırşehir o zaman Gül şehir adını taşıyordu.Sarıyer civarında Gül derenin bulunduğu vadi gül bahçelerinin bolluğu nedeniyle Güller Vadisi olarak tanınmıştır.İstanbul halkı buraya dinlenmek,gül kokusunu duymak ve bülbül sesleri arasında gezinti yapmak için gelirdi.
19.yy da Eyüp Bostanlarında okka gülü yetiştiriliyordu.Halk reçel ve şurup yapmak için burada kurulan gül pazarına gelirdi,gülcülük güzel sanatlardan biri olarak kabul ediliyordu.
Bu dönemde 25 kadar süs gülü çeşidi var idi beyaz, kan, kayısı, misk, muska, sakız,sam,yediveren gibi…
Güllere koku,renk ve kullanılış gayelerine uygun olarak bir kısmına Türkçe,sarı gül,pembe gül,misk gülü,sakız gülü,yağ gülü,çit gülü gibi isimler verilmiştir.Tezyinat güllerine ise genellikle Arapça ve Farsça isimler veriliyordu.Arapça gül manasına gelen ‘’verd’’kelimesi bizde de kullanılmıştır.Gül-i Ziba (süslü gül),verd-i beyaz(beyaz gül),verd-i handan(gülen gül),verd-i Muhammedi (peygamber gülü)vs…
Güller gün doğmadan evvel veya akşam serinliğinde toplanır,aynı gün kaynatılarak işlenmeye başlanırdı.
Itriyat sahasın da ise gül ,kokusu ve yağı için kullanılmıştır.Gül yağı Osmanlıda halk arasında önemli bir koku maddesi idi,gül yağı küçük bir şişede yelek içinde veya kuşak arasında taşınırdı.
‘’Gül Muhammed’in teridir’’ inancıyla saç ve sakala sürülürdü.Gül yağı elde edilirken oluşan gül suyu yan ürünüdür.Gül suyu ‘’gülabdan’’denilen özel bir ibriğe konulurdu. Bakırdan,camdan,gümüş kakmalı gülabdanlar,özellikle dini toplantılarda ve mevlitlerde gelenlere gül suyu dağıtmak için kullanılmıştır.
Gül suyu ile ilgili bilgi ibn-i Batuta’nın seyahatnamesindedir. Evliya çelebi ise Edirne’de elde edilen gül suyunun bakır kazanlar içinde İstanbul’a getirildiğini ve satışı ile Edirneli hatunları ilgilendiğini yazarlar.
Gülden gül suyu ve yağı dışında güllaç (güllü aş) bir çeşit gül olan gülbeşeker ,celencebin(gül balı) ,güllabiye,gül mayası,gül şerbeti,gül şurubu,gül reçeli gibi tatlı ve içecekler hazırlanırdı.
Bunların yapımında bilhassa kuvvetli kokusu olan kırmızı çiçekli okka gülü veya Şam gülü kullanılmıştır.
Rengi kokusu tatlısı şurubunun yanında edebiyatımızda da gülün ayrı bir yeri vardır.
Divan edebiyatında gülden bahsetmeyen şair yok gibidir.Divan şairleri,şiirlerinde gül ile ilgili en ince hususları dahi göz ardı etmemişlerdir.
Divan edebiyatında gülün ortaya çıkışıyla ilgili bir çok rivayet vardır.Folklora en çok konu olan rivayet şudur.Gülün rengi eskiden kırmızı değilmiş.Bülbül güle aşıkmış.Gül,kendisi için yanıp tutuşan bülbüle hiç yüz vermiyormuş.Bu duruma dayanamayan bülbül gidip gülün dalına konuvermiş.Dikenler bülbülün gövdesine batınca akan kanlar gülün dibine dökülmüş ve kanla gülün köklerinden gövdesine sirayet etmiş.Böylece gül o günden sonra kırmızı açmaya başlamış. Utanan kişinin yüzünün kızarıp gül rengini almasından dolayı gül daima utangaç ve haya sahibi olarak ele alınır.Aşığın göz yaşları da gül renginde akar.
Divan Edebiyatında gül,mecazi olarak ‘’sevgili’’ manasında kullanılmıştır.Gül ile bülbül aşkı dillere destandır.Gül,bülbülün sevgilisidir. Bülbül ile gül hiçbir zaman bir araya gelemez. Şair bunu şöyle dile getirir.
Gel gül,dedi,bülbül güle;gül,gülmedi gitti
Gül,bülbüle;bülbül,güle yar olmadı gitti….
Diken ise aşığın rakibidir.Ancak gül ile diken,iyilik ile kötülük,kolay ile zor,dost ile düşman vb. zıtlıkların timsalidir.Şair,dikeni menzile ulaşmada aşılması gereken engelin veya cefa çekmeden sefanın olmayacağını vurgulamak için kullanılır.
Gül,narindir.Elden ele dolaşınca çabuk solar.Gül,çekicidir ve geçicidir. Bu yönüyle Dünyanın çekiciliğine ve geçiciliğine benzetilir.
Gül cennet çiçeği olarak kabul edilir.Hz.İbrahim(as) ateşe atılınca Allah’ın(cc) lutfüyle ateş,gül bahçesine dönmüştür inancı gülün değerine değer katmaktadır.
Gülün Anadolu insanının nezdinde özel bir yeri vardır.Sadece divan şairleri değil,halkımızda her güzellikte çiçeklerin,özellikle gülün güzelliğini görme eğilimindedir.Dilimizdeki güllü deyimler bu eğilimi açıkça göstermektedir.İyi babalar ailelerine gül gibi bakar,mutlu ve geçim sıkıntısı çekmeyen aileler gül gibi geçinip gider ve çocuklarını el bebek gül bebek diye büyütürler.Kız çocuklarına güzel olsunlar diye çokça güllü adlar verirler.Güldalı,güldane,gülizar,gülşah,gülfidan vb…Öyle kızlar ki güldükçe güller açar yüzlerinde ve o güllerin üzerine gül koklanmaz.Ufak tefek kusurlar hoş görülmelidir,çünkü gül dikensiz olmaz.Gelinlik kızlar ve evlenme çağına gelmiş delikanlılar güllü çorap giyerler.Bu evlenme çağına geldiğine işarettir. Gül şeklinde örülmüş oyalara ise gül oya denir.Ve bir halk türküsüdür.
Ellerinde gül oya
Gülmedim doya doya…
Bir göze bir gül masalının gülünce güller açar dilber ide doya doya gülmemiş başına nice işler gelmiştir.Billur köşk masallarından biri olmakla beraber halk arasında değişik şekillerde anlatılan bu masal,’’muradına eremeyen dilber’’, ‘’gülünce güller açan kız’’,’’gül güzeli’’adıyla bilinir.
Masalın ilgi çeken tarafı Doğu edebiyatlarının ortak mecazlarından birini somutlaştırmasıdır.Divan şiirinde de ,halk şiirinde de sevgilinin yüzü,(yahut yanağı) güle benzetilir.Farsça olmakla beraber gül şeklinde inceltilerek Türkçeleştirilen bu kelime ile gülmek fiili arasındaki benzerlik şairlerin işini de kolaylaştırmıştır.Gülünce yüzünde güller açmak deyimi bu benzerlikle doğrudan ilgilidir.Masaldaki dilberin ise yüzünde,güldüğü zaman gerçekten güller açmakta,ağlayınca da gözlerinden inciler dökülmektedir.Çünkü fakir ama iyi yürekli zembilcinin kızı olarak dünyaya geldiğinde üç melek onun için üç dilekte bulunmuştur.Güldükçe güller açılsın,ağladıkça inciler saçılsın,uyusun da büyüsün,bastığın yerleri çayır çimen bürüsün.
Ve kız büyür gerçekten güldükçe yüzünde güller açmakta,ağladıkça gözünden inciler saçılmaktadır.İyi yürekli zembilci gülleri ve incileri zembil zembil satarak zengin olur.Birçok masalda olduğu gibi;’’bir göze bir gülde de padişahın yakışıklı oğlu güldükçe güller açan kızı görüp evlenmek isteyecek,fakat kıskanç ve kötü yürekli bir koca karı alem edip kalem edip kendi çirkin kızını onun yerine geçirmeyi başaracaktır.Hem de gözlerini elinden alarak….
‘’Elmas beşik’’masalında ise,bahar çağında çiçeklerle açılan ,kuşlarla şakıyan Gülbahar adlı bir padişah kızı,bir gün bir havuz başında altın gergefini kurmuş gül işlerken üç kuş bir ağacın dalına konar içlerinden biri öyle bir bakar ki gülbahar yüreğinden vurulup yemeden içmeden kesilir.Bu kuş,iki güzel perinin aşık olarak kuş haline getirdikleri Bahtiyar adlı yakışıklı bir gençtir.Sevdiği kuşu sonunda bulan ve onunla perilerden gizli olarak evlenen Gülbahar,gebe kalınca sevdiğinin yanından ayrılmak zorunda kalır.Bahtiyar onu kanatlarına alıp kendi anasının evine bırakır.Derken Gülbaharın bir çocuğu dünyaya gelir.Bir gün onu ninniler söyleyerek uyutmaya çalışırken,Bahtiyar kuş gelip pencereye konar.
‘’Gülbaharım bahar erdimi?’’
‘’Erdi Bahtiyarım erdi’
‘’Gül gonca verdimi?
‘’Verdi Bahtiyarım verdi’’
‘’Ay mı Yıldız mı?’’
‘’Ay dersen ay,Yıldız dersen nur topu gibi bir kız’’
‘’Öyleyse adını ben veriyorum, Goncagül! Ömrünü de Allah(cc) versin….” Der.
Gül orta çağ batı edebiyatında da gözde bir çiçektir.Çünkü Hıristiyanlıkta da büyük önem taşır hac ortasında ki beş yapraklı gül saf öz’ü (Quinta esentia) temsil etmektedir .Saf öz ortaçağ filozofları tarafından toprak,su,ateş ve hava elemanlarının,yani anasır-ı Erbaa’nın üzerinde bir eleman olarak görülmüştür.Adlarını gül ile haç’tan alan ve dünya çapında bir kardeşlik tarikatı olarak ortaya çıkan Gül-Haç biraderleri hatırlamakla yetinelim.Karafazlinin Gültü Bülbül’üne benzeyen roman de la rose (Gülün romanı) Fransız edebiyatının ortaçağ sonlarında çok sevilen alegorik eserlerinden biridir.
Tasavvuf edebiyatımızda gülün çok derin bir yeri vardır.Yasavvuf edebiyatında gül,Hz.Peygamberdir(sav),sevgilidir,özellikle kırmızı gül denince Hz.peygamber(sav) gelir.Rivayet olur ki,mi’raç gecesi Hz.peygamberin(sav)mübarek vücudun da oluşan terler, yer yüzüne düşünce kırmızı güller bitivermiştir.
Gül nasıl çiçeklerin gözdesiyse hz.Muhammed de bütün insanların gözdesidir.O’(SAV)’e Gül Nebi denir,özellikleri gülle aynileşmiştir artık.Gül gibi mütevazi,gül gibi güzel,gül gibi doyumsuzdur ümmeti için.Nice edipler nice şairler onu hakkıyla anlatamamanım sıkıntısını çekmişler ve beyitlerinde şöyle yazmışlardır.
Zaman o gül gibi görmemiş zaman olalı
Gülün güzelliği güle destan olalı….
Evet;O gül ki;zaman ve mekanda tektir.Yaratılmışlar içinde en kutlu en mümtaz şahsiyettir.Her şeyin en güzeli en özü ona ithaf edilir.Çiçeklerin sultanı olan gül de onunla ulvileşir.
Yunus emre de şöyle dile dile getirmiştir;
Gül Muhammed deridür,bülbül onun yaridür.
Ol gül ile ezeli cihana bile geldüm….
Mevlit kandilinde insanların birbirlerine kırmızı gül hediye etmesinin altında tamamen gül Muhammedin(sav) teridir anlayışı yatmaktadır.
Eskiden çeşme başlarına yazılan Su kasidesinde Fuzuli,Hz.Peygamberin (sav)güzel yüzünüm güllerin en güzelinin olduğunu söylemektedir.
Suya virsün bağ-ban gül-zarı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zare su…
(Bahçivan boşuna zahmet çekmesin ,gül bahçesini sele versin,çünkü bin tane gül bahçesini sulasa,senin yüzün gibi bir gül açılmaz,bir gül yetişmez.)
Gül çok kıymetlidir.Anadolu ve insanlık güle hasrettir.Çünkü gül açılınca bahar gelir.Dünya ve ukbaya bahar getirecek olan gül, Hz.peygamberdir(sav).
Tekke kültürümüzde de gül zengin bir lugata sahiptir, sadece Gülşeni tarikatı ve bu tarikatın adap ve erkanına bakmak bile bu zenginliği gösterir.’’Rivayete göre Hz.Ali son nefesini vermeden önce Selman-ı Farisi’den bir deste gül istemiş ve getirilen gülleri kokladıktan sonra ruhunu Hakk’a teslim etmiştir.Bundan dolayı Bektaşilik’de gül önemli bir semboldür.Kadiri tarikati alameti olarak arakiyenin teesine çuhadan dikilen daire şeklindeki parçaya da gül adı verilmiştir.Rufailer’in zikir esnasında ateşte kızdırıp yaladıkları demire gül,bu işe de ‘’gül yalamak’’ adı verilir.
Gül dini ve metafizik anlamları dolayısıyla sadece şiirde değil bezeme sanatının her dalında sevilerek kullanılmıştır.Taş oymacılığında,çini,seramik,duvar resimlerinde,kumaşlarda,kitap cildleri ve tezhiblerinde sitilize edilmiş sayısız gül vardır.Kur’andaki hizib secde ve aşır işaretlerine gül adı verilir.Osmanlı sanatında gül,18yy.dan sonra da naturalist uslupla en yaygın biçimde resmedilen çiçektir.
Öte yandan Peygamber ve gül sevgisi gül şeklinde hilye-i şerif’ler yapılmasınada yol açmıştır.Verd-i Muhammedi yahut gül-i Muhammedi denilen bu ilgi çekici kompozisyonlarda,dal ve yapraklar ortasında tek gülün üzerine Muhammed yazısı yapraklarda Ali,Hüseyin,Hasan,Fatıma(al-i aba )ve cennetle müjdelenenlerin (aşere-i mübeşşere)adları konurdu. Prof.Dr.Beyhan Karamağralı bir makalesinde Berlin staatsbibliothek’teki bir yazmada yer alan gül-i Muhammedi’lerden söz etmiştir.Bu hilyelerden birinde,gülün ve goncalarının taç yaprakları,pembenin kırmızıya varan koyu tonları ve beyaza doğru açılan açık tonlarıyla gölgelendirilmiştir.Dallarla gövde koyu yeşil renktedir.Gülün üzerine altın hatla şunlar yazılmıştır:’’Kim Peygamber efendimizi vasfetmeye kalkarsa şöyle desin:Ne aşırı uzun,nede kısa idi,ne toplu nede zayıf idi.İnsanların en güzeli idi .Siyah iri gözlü idi’’.
Gülün yaprakları üzerine de Peygamberin eşlerinin adları yazılıdır:En uçtaki yaprakta Hatice,Aişe,ve bu yaprağın altında solda Sevde,Hafsa,Ümmü Seleme ve Ümmü Habibe adları yer alır.Onun altındaki yaprakta Sevde,sağda en uç taraftakinin altında Zeynep binti cahiş,Zeynep binti Harime ve Meymune bulunmaktadır.Alttaki tek yaprak üzerinde de Cubeyriye’nin adı okunur.Gül-i Muhammedi’nin diğer kısımlarına da ashab-ı kehf’in adlarıyla dört halifenin hususiyetleri kaydedilmiştir.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında 1535 te İznik’te yapılan tabak,şişe,bardak gibi çini eşyalarda çiçek uslubu uygulanmaya başlanmış ve yeni yeni sümbül,karanfil,Manisa lalesi gibi çiçekler İznik tabaklarında görünmeye başlamıştır.Karamememi’nin tezhiblerinde sunduğu çiçek motifleri birden bire yayılmıştır.Bunlardan sayısız örnekler vardır.
Karanfil,selvi ağacı,bulut motifleri,lale,vb. motiflerle gül,hem günlük hayatta kullanılan eşyalarda hem de mimaride inanılmaz güzelliği ile nakşedilmiştir.Bunlardan en mükemmellerini Topkapı Sarayında görebiliriz.
Osmanlı sanatında natüralist çiçek Kanuni Sultan Süleyman döneminde,sanat yeni kavramların belirdiği sırada,nakkaş başı Karamemi Osmanlı süsleme sanatının repertuarını yeni baştan yapılandırarak bu akımın baş yapıta da Kanuninin ‘’muhibbi’’ mahlasıyla yazdığı şiirlerinden olusan divanı olacaktır.Karamemi bu kitabımn tezhibleri ile Osmanlı sanatında yepyeni bir uslubun doğuşunun yollarını aşmıştır.
Ayrıca Türk masallarında da gül önemlidir.’’Bir göze bir gül’’ masalının bir varyantı ‘’gül güzeli’’adıyla yer almaktadır.’’Sihirli gül’’masalında yemen padişahının oğlu bir başka padişahın büyüye uğramış kızını bir cadının bahçesinden çaldığı sihirli bir gül ile kurtarır.
Nar tanesi masalında,büyüyle kuş haline gelen padişah kızı, şehzadenin nişanlısı tarafından kafası kopartılarak öldürülür.Kızın bahçeye dökülen kanlarından bir çok gül ağacı biter.Bahcivan bu gülleri koparıp bir koca karıya verir.koca karı bir bardağın içine koyduğu güllerden birinin hiç solmadığını görür.Merak edip büyük bir istekle koklayınca gül yeniden kuş olup uçuverir.
Gülün halk hekimliğindeki yeride oldukça önemlidir.Ruh hastaları Gül bahçelerinde tedavi edilmeye çalışılır onları güllerin kokusu ve rengiyle rahatlatmak amaç edinilirdi..Gülün hastalıklara faydalarını şöyle sıralaya biliriz:Gül suyu balgamı def eder,hararetten meydana gelen baş ağrısına sürülürse şifa olur,Bedenin rayihasını gökçek eyler,macunu ciğere ve mideye kuvvet verir,hararetten olan hafakana ziyade nafidir(faydalıdır).safrayı ishal eder.eğer kuru gülü döğüp ağız yaralarına sürseler def eyler.Çiçek ve kızamık çıkaranların çıkan yerlerine döküp ekseler nafidir.
Çiçeklerin özellikle gülün rüya tabirinde de önemli bir yeri vardır.Orhan Şaik Gökyay,Süleymaniye Kütüphanesi Reşit Efendi kitapları arasında 1327 numarada Bursalı Şevket adıyla tanınmış bir yazarın rüya tabirnamesini tesbit etmiş ve bu kitabın çiçeklerle ilgili 11.faslını yayımlamıştır.ve şöyle der;” kim ki düşünde gül görse tali şeref bula ve kendi müşerref ola ve dirliği vüs’atle ve rüzgarı hürmetle geçe… Kim ki düşünde ak gül derse eline akça gire…Kim ki düşünde sarı gül görse mizacı hasta ola,amma girü sıhhat bula.Kim ki düşünde gülistandan gül koparsa oğlu doğa,alem-i Rabbani ve arif-i Yezdani ola,anın sebebiyle izzet ve hürmet ziyade ve baht ve devlet kapusu ana küşade ola”…..
Evet; Gülün geçmişi ve ehemmiyeti anlatılamayacak kadar zengindir.Kısaca gül; bizde öteden beri güzellikleri ,sevgiyi,aşkı,muhabbeti anlatır.Sevenler bir birlerine en anlamlı hediye olarak gül takdim ederler.Hasretler güle ağıt yakarak bildirirler içlerindeki ateşi,anneler evlatlarına,hocalar talebelerine gülü örnek vererek terbiye ederler.Acı ve ızdırap veren dikenlerin arasında dikenleşerek değil ,onları kokusu ve rengiyle feth ederek kucaklamayı aşılarlar.Çetin kışlarda olanlar güle özenirler;sabırla nasıl ki kuru dikenlerden doyumsuz rayihalar yayılırsa,kendilerininde baharlarının geleceği ana beklerler.Sanatkarlar gülden ilham alarak işlerler nakışlarını.
Gül ümittir yarınlar için
Gül heyecandır rutin yaşamlar için,
Gül aydınlıktır karanlık geceler için….
Çağlara hitap eden hatiptir gül
Medeniyetler eğiten mektebtir gül
Gönüllere gergef gibi işlenen nakıştır gül…..
Güller dolusu selam ve saygılarımla…
Gülşah Çalık Demir
|
|
|
| |
|
|
|
|
| |
|
 |
| |
|
|